ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nda yaptığı açıklama, bölgeyi yakından izleyen herkesin dikkatini çekecek türdendi. Rubio, Ahmet Şara liderliğinde kurulan ve Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) sahadaki gücüyle ayakta duran geçici yönetimin “destansı boyutlarda bir iç savaşa” sadece haftalar uzaklıkta olduğunu ifade etti. Bu sözler, Washington’un sadece diplomatik refleksi değil, aynı zamanda Suriye’nin kuzeybatısındaki radikal kırılmaları daha yakından yönetmeye çalıştığını gösteriyor.
Peki bu uyarının bölgesel anlamı ne?
Kime ne kazandırır, kimden ne götürür?
Türkiye İçin Yeni Bir Risk Dalgası
Suriye’de olası bir yeni iç savaş senaryosu, en büyük insani ve güvenlik yükünü yine Türkiye’ye bindirecektir. Zira Türkiye, 911 kilometrelik sınırı, hâlihazırda barındırdığı dört milyondan fazla Suriyeli mülteci ve Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü askeri operasyonlar ile bu çatışmanın tam ortasındadır. Yeni bir göç dalgası, sadece insani bir sorun değil; aynı zamanda siyasal kutuplaşmayı derinleştirecek, kamuoyunda güvenlik ve ekonomi ekseninde yeni kırılmalar yaratacaktır.
İsrail’in Sessiz Avantajı
Rubio’nun sözlerinden bağımsız olarak bir gerçeği dile getirmeliyiz: Suriye’de süregelen istikrarsızlık, dolaylı olarak İsrail’in stratejik çıkarlarıyla çakışmaktadır. İran destekli milislerin zayıflaması, Esad rejiminin yeniden tam kontrol sağlayamaması ve bölgedeki Arap milliyetçiliği ile İslamcı akımların çatışma içinde kalması, İsrail’in “denge politikası” açısından elini güçlendirmektedir. Bir başka deyişle, parçalı ve yorgun bir Suriye, Tel Aviv için tehditten çok tampon görevi görmektedir.
Ankara İçin Yol Haritası
Türkiye bu denklemde sadece izleyen değil, aktif şekillendiren bir aktör olmalıdır. Önerilerim şunlardır:
1. Radikal unsurlardan ayrışma: HTŞ gibi yapılarla açık veya örtük ilişkilere son verilmeli, Suriye’nin kuzeyinde daha kapsayıcı, seküler ve yerel halk tabanına dayanan yapılar desteklenmelidir.
2. Uluslararası meşruiyet: Ankara, Astana ve Cenevre süreçlerinin ötesine geçerek BM mekanizmalarını daha fazla aktive etmeli, Avrupa ile ortak bir göç ve güvenlik stratejisi geliştirmelidir.
3. Siyasi çözüm vurgusu: Her askeri başarı, ancak siyasi bir çözümle kalıcı hale gelir. Türkiye, Suriyeli muhaliflerin daha kurumsal ve müzakere yeteneği yüksek bir yapıya kavuşturulmasına destek vermelidir.
Sonuç
Suriye’nin geleceği, sadece sınırların ötesindeki bir mesele değildir. Türkiye’nin iç barışı, siyasal istikrarı ve uluslararası itibarı doğrudan bu denkleme bağlıdır. Yeni bir iç savaşın önlenmesi için Türkiye’nin elinde hâlâ güçlü kartlar var; mesele, bu kartları stratejik bir öngörüyle kullanıp kullanamayacağımızda dügümleniyor.
